Bugün sizlere özel ilgi alanım olan, ''İnsan Beyni '' hakkında bazı bilgiler vermek istiyorum. Beyin gerçekten mucizevi bir organdır. Saygın Nöro bilimci V. S. Ramachandran şöyle der: “Beyninizin bir kum tanesi büyüklüğündeki tek bir parçasında bile birbiriyle ‘konuşan’ yüz bin nöron, iki milyon akson ve bir milyar sinaps vardır.”

sadece-kendi-algisina-odaklanmis-yonetici-kadin

Beynin nasıl çalıştığı konusunda şimdilerde ufak ufak bir fikir edinmeye başlasak da, henüz algı kavramına, yani duyusal veriler aracılığıyla farkındalık veya anlayış kazanma sürecine tam olarak hâkim değiliz.Ramachandran en çok ''Beyindeki Hayaletler'' adlı kitabıyla tanınır. Kitap, yazarın ampütasyon (Uzvun kesilmesi) veya paraliz (Felç) yaşamış hastalarla yaptığı çalışmalara dayanıyor. Bu hastalar, çoğu zaman eksik ya da felçli uzvun ağrı, kaşınma vb. normal duyularını kısmen ya da bütünüyle yaşıyorlar.  Ramachandran, bunun beynin sahip olduğu ''beden imajı''ndan yani kol, bacak, parmak vs. eksik uzvu da içeren bir betimlemeden kaynaklandığını açıklıyor. Kimileri bu algının kişinin yaşadığı uzuv kaybını inkâr etmesinden kaynaklandığını öne sürerken, Ramachandran, kimi uzuvları doğuştan eksik olanların da (bu uzuvlarla yaşamanın nasıl bir şey olduğunu hiç bilmeyenlerin) söz konusu uzuvla ilgili canlı duyumsamaları olduğunu belirtiyor. Kolsuz doğan ve basit matematik işlemlerini yapmak için “parmaklarını” kullanan küçük bir kızın vakasını aktarıyor. Bu durum, beynin tüm uzuvların koordinasyonu yapacak şekilde tasarlanmış olduğunu düşündürüyor. Ampütasyon durumunda bile, beynin o uzvun artık olmadığı gerçeğine alışması zaman alıyor. 

Ramachandran ve diğer nöro bilimcilerin çalışmaları, Freud’un, beynimizin savunma mekanizmaları teorisini de kanıtlıyor gibi. Freud bu teorisinde, beynimizin savunma mekanizmalarının sürekli olarak kendimize dair algımızı destekleyen “kanıtlar” aramaya ve ortada gerçek bir kanıt yoksa da icat etmeye yönelik düşünceler, algılar ve davranışlar geliştirdiğini söyler.  Yani benlik algımızı ve olduğumuzu düşündüğümüz kimliğimizi korumak için herşeyi yaparız.  

İş hayatında kanıtlarını defalarca gördüğümüz bir durum var; liderlerin kendi performanslarına ve davranışlarına ilişkin algıları, diğer kişilerin onlar hakkındaki algılarıyla örtüşüyorsa, bu liderler genellikle en etkin liderler.  Bu, performans ve duygusal zekâ üzerine yürütülen pek çok araştırma tarafından da destekleniyor. Öz farkındalık, bu durumun temel bileşenlerinden biri gibi duruyor.

Hayalet Yöneticilere Koçluk Yapmak

Buna göre bir yönetici koçunun temel rollerinden biri, koçluk yaptığı bireyin benlik algısıyla gerçekliği birbirine yaklaştırmasına yardımcı olmak. 360-derece geri bildirim katılımcılarından yaklaşık %78’inin kendilerine verdiği puanların, diğer kişilerin onun hakkında verdiği puanlardan ciddi şekilde farklı olduğunu görüyoruz. Koçların çoğu, bu algı farklılıklarının aslında ortadaki performans sorunlarının hem bir nedeni hem de sonucu olabileceğini bilir. Ancak, biraz önce bahsettiğim doğal savunma mekanizmaları “benlik duygusu”nu korumak için hep iş başındadır. Bunun anlamı şudur: Doğal içgüdülerimiz, kendi kimliğimize dair beynimizdeki imajla çelişen her tür bilgiyi reddeder (hayalet uzuvları hatırlayın). Benim düşüncem pek çok koç işte tam burada başarısız oluyor.

diger-kişilerden-aldigi-geri-bildirimi-kabullenmeyen-calisan-yonetici-kadin

Koçlar genellikle, bireylerin benlik duygusunu korumaya yönelik bu doğal eğilimini hesaba katmıyor.  Bunu kabul etmek yerine, pek çok koç, bu algı farklılığıyla baş etmek için düz mantığa başvuruyor.  Bir bireyin gereken performansı gösterememesine dair ''360-derece geri bildirim raporu, performans değerlendirme sonuçları ya da bazı davranışsal örneklemeler'' gibi kanıtları ortaya koymanın, bu yöneticinin gerçekliği kabul edip yoluna devam etmesi için yeterli olacağını düşünüyorlar.  Ancak, tıpkı beynin hayalet uzvuna kendini adapta edememesi gibi, kişilerin kendi performansına ilişkin algısıyla çelişen bir bakış açısını kabul etmesi hiç kolay değildir. Koç şunu çok iyi anlamalıdır; Değişim yaratmak adına,  kişinin kendi algısıyla, gerçeklik arasındaki farklılıkları basit ve sadece mantıklı şekilde ortaya koymak yerine, performansında beklentiyi karşılamayan farklara işaret ederken, aynı zamanda kişinin benlik duygusunu da koruyan bir yaklaşım sergilemek çok daha etkilidir. Bu sayede beklenen davranış değişikliği çok daha rahat ve hızlı şekilde sağlanabilir. Bugün pek çok koç tarafından yaygın olarak kullanılan “Ah bu arada, senin kolun yok” yaklaşımı, bir bireyin gerçeklikle yüzleşmesine ve kalıcı değişiklikler yapmasına pek yardımcı olmaz. 

Siz de liderlerinizin ''yöneticilikleri'' konusunda var olan hayalet düşüncelerini bir yana bırakıp, onlardan beklenen performansı ve davranışları sergilemelerini istiyorsanız, bu yaklaşımı sergileyecek bir yönetici koçu ile çalışmaya başlamanın zamanı gelmiş demektir.

success-programme-lider-koclugu

HEMEN İNDİRİN

İlginizi çekebilecek diğer bloglar:

 

Lider Olarak Etkin Koçluk Yapabilmenin 5 Kriteri

Koçluk Modellerinin Çoğu Neden İşe Yaramaz

Koçluğun Faydaları Nelerdir?

Yönetici Koçluğu

Yönetici Koçu İle Çalışmak İçin 6 Neden

Bahar Sen, Kurucu Ortak Bahar Sen, Kurucu Ortak

İş Stratejisti, Kıdemli Danışman, Eğitmen. İş Deneyimi +25 Yıl. Şirketlerin daha iyi büyümesine odaklanarak onların en önemli bacağı olan insan, süreç, teknoloji ve yönetişim konularında eğitim,koçluk ve danışmanlık hizmeti vermektedir. Büyük kurumsal organizasyonlarda ve farklı endüstrilerde süreçlerin yeniden ele alınması ve sistem tasarlanması konusunda uluslararası deneyimi ve uzmanlığı bulunmaktadır. Tamamladığı Projeler: Üretim Sektörü: 623, Hizmet Sektörü: 255, Gıda Sektörü: 103, İnşaat Sektörü: 47