Bu Ray Kurzweil'in The Singularity Near kitabındaki  büyük fikirlerle ilgili dörtlü serinin üçüncü makalesi.  Diğer Makaleleri Okuduğunuzdan Emin Olun:


“Gelecek bir hayli yanlış anlaşıldı. Atalarımız onu kendi zamanları gibi tahayyül ettiler, çünkü kendi zamanları da geçmişleri gibiydi.” –Ray Kurzweil, The Singularity Is Near

Biz insanlar geleceği görmekte pek iyi değiliz. Tarihimizin büyük bir bölümünde deneyimimiz “yerel ve doğrusal”dı. Nesilden nesle pek az değişiklik oluyordu: Aynı aletleri kullanıyor, aynı yemekleri yiyor, aynı yerlerde yaşıyorduk.

Bunun sonucunda, geleceğe bakışımız da bir merdivene yaklaşımımız gibi sezgisel oldu: Birkaç basamak tırmandıktan sonra, linear-vs-exponential-21basamakların basamakları takip etmesini, her günün kabaca bir öncekinin tekrarı olmasını bekler olduk.

Fakat Ray Kurzweil’in The Singularity Is Near adlı kitabında açıkladığı gibi, teknolojinin hızlı gelişimi esasında birçok alanda ilerlemeyi hızlandırmakta. Bu da yalnız kuşaklar arasında değil, aynı kuşakta bile beklenmedik düzeyde teknolojik ve toplumsal değişime yol açıyor.

Sezgilerimizin aksine, bugün doğrusal olarak değil üstel olarak gelişen gelecek, sırada neler olduğunu tahmin etmemizi zorlaştırıyor. Teknolojik ilerlemenin hızı bizi bu nedenle şaşırtıyor ve kendimizi bu gibi durumlarda buluyoruz:

Teknolojinin ilerleme hızı katlanarak artsa da, mağara 

adamından kalma beynimizin esas düşünme biçimi doğrusaldır

linear-vs-exponential-comic

Böyle düşünmeye alışmazsak, üstel trendlerle şekillenen bir geleceğe nasıl hazırlanabiliriz? Üstel büyümenin yapı taşlarıyla başlayalım.

Üstel büyüme nedir?

Doğrusal büyüme belli bir sabitin tekrar tekrar eklenmesiyle elde edilirken, üstel büyüme, bir sabitin tekrar tekrar çarpılmasıyla elde edilir. Bu nedenle, doğrusal büyüme zaman içinde istikrarlı düz bir çizgi yaratırken üstel büyüme roket gibi fırlar.

Şöyle de düşünebiliriz: Bir sokağı bir metrelik adımlarla yürüyeceğinizi kafanızda canlandırın. Altı adımda altı metre ilerlemiş olursunuz (1, 2, 3, 4, 5, 6). 24 adım sonra, başladığınız noktadan 30 metre uzaklaşmış olursunuz. 30 adım daha atarsanız nereye varacağınızı öngörmek kolaydır; işte doğrusal büyümenin basitliği…

Fakat anatomiyi bir kenara bırakıp adım uzunluğunuzu her defasında iki katına çıkarabildiğinizi düşünün. Şimdi altı adım attığınızda 32 metre ilerlemiş olursunuz (1, 2, 4, 8, 16, 32), ki bu da eş adımlarla kaydettiğiniz 6 metreden bir hayli farklıdır. Hayret verici bir şekilde, 30 adım attığınızda başladığınız noktadan bir milyar metre uzakta olursunuz, ki bu da dünyanın çevresini yirmi altı kez dönmeye denktir.

İşte üstel büyümenin şaşırtıcı, sezgisel olmayan gücü.

power-of-exponential-growth-comic

Üstel büyüme yanıltıcı ve patlayıcıdır

Üstel büyümenin ilginç tarafı, adım uzunluğunuzu iki katına çıkardığınızda, attığınız her adımda kaydettiğiniz ilerlemenin önceki adımlarınızın toplamı kadar olmasıdır. 30. adımda bir milyar metreye ulaşmadan hemen önce, 29. adımda 500 milyon metredesinizdir. Yani önceki adımlarınızın her biri, en son patlayıcı büyümenin yanında küçük kalır ve büyümenin önemli bir kısmı görece kısa bir sürede gerçekleşir.

Bir başka örnek verelim: Diyelim ki belli bir yere ulaşmak istiyorsunuz ve yolda adım uzunluğunuzu yine iki katına çıkaracaksınız. Varış noktanıza doğru ilerlemeniz yolun yüzde birinde ufak görünür, fakat aslında yedi adım sonra varacaksınızdır – ve bu ilerlemenin büyük kısmı da son adımda gerçekleşecektir.

Demek istediğim şu ki, üstel eğilimler erken aşamalarda genellikle gözden kaçırılır çünkü üstel büyümenin başlangıç hızı yanıltıcıdır: Yavaş ve istikrarlı başladığı için doğrusal büyümeden ayırt etmek zordur. Dolayısıyla da üstel hız beklentisiyle yapılan tahminler olanaksız görünebilir.

Ray Kurzweil buna şöyle bir örnek veriyor: “1990’da insan genom taraması başladığında, genomun o zamanki taranma hızıyla projenin tamamlanmasının binlerce yıl süreceğini söyleyen eleştirmenler oldu. Ne var ki vaktinden biraz da önce biten on beş yıllık projenin ilk hali 2003’te yayımlandı.”

Aşağıdaki, üstel büyümenin önce yanıltıcı, ardından patlayıcı doğasına dair, bilgisayar alanından güzel bir görsel. İlerlemenin büyük kısmının nasıl katlanarak en sonlarda gözlendiğini görüyor musunuz?

Görsel Üzerindeki İçeriğin Türkçe Açıklaması Aşağıda.

Bilgisayarlar İnsan Beyninin Gücüne Ne Zaman Ulaşacak? Michigan Gölü’nün hacmi (8.5x1017 cl) yaklaşık beynimizin kapasitesiyle aynı (saniyede yapılan hesaplama cinsinden). Moore Yasası’na göre bilgisayar işleme gücü 18 ayda bir iki katına çıkıyor. Michigan Gölü’nü bu hızla doldurmaya kalksanız uzun süre pek ilerleme kaydedemezsiniz, ancak sonra aniden ağzına kadar dolduğunu görürsünüz.

1_0OfCNH4AzUQvSUl_LR-2uw

Üstel büyüme bir gün sona erecek mi?

Üstel eğilimler uygulamada sonsuza kadar devam etmez. Ancak, bazı eğilimler, birbiri ardına gelen teknolojik paradigmaların itmesiyle uzun süre devam edebilir.

Örneğin bilgi-işlem gibi geniş bir üstel eğilim, peş peşe gelen bir dizi S biçimli teknolojik yaşam döngüsünden, yani S eğrilerinden oluşur.

Her eğri, temsil ettiği üç büyüme aşamasından dolayı ‘S’ harfi biçimindedir: Başlangıçta yavaş büyüme, sonra patlayıcı büyüme ve teknoloji olgunlaştıkça düzelme. Bu S eğrileri üst üste biner ve bir teknoloji yavaşladığında yeni bir tanesi onun yerini alarak hızlanır. Her yeni S eğrisinde yüksek performans seviyelerine ulaşma süresi kısalır.

Kurzweil, 20. yüzyılın beş bilgi-işlem paradigmasını sıralar: Elektromekanik, röle, elektron tüpleri, ayrık transistörler ve entegre devreler. Bir teknoloji potansiyelini gerçekleştirdiğinde bir sonraki onun yerini alarak öncekilerden daha fazla ilerleme kaydetmiştir.

 

individual-s-curve-progress-time-chart

Üstel bir gelecek için plan yapmak

“Gelecek, pek çok kişinin sandığından daha şaşırtıcı olacak, çünkü birçok kişi daha değişim hızının bile sonuçlarını içselleştiremedi.” Ray Kurzweil, The Singularity Is Near

Burada ana kural şu: Şaşırmayı bekleyin ve ona göre plan yapın.

Örneğin, önümüzdeki beş yıl nasıl olabilir? Bunu tahmin etmenin bir yolu, son beş yıla bakarak, orada gözlenen hızı ileriye yansıtmaktır. Ama artık bu düşünme biçimindeki sorunun farkındasınız: Hızın kendisi değişiyor.

Daha yerinde bir tahmin, son beş yıla bakıp, gelecek beş yılda benzer bir miktar ilerleme kaydetmek için beklenen vakti azaltmak olur. Beş yıl içinde olacağını düşündüğünüz şeylerin önümüzdeki üç yıl içinde gerçekleşmesi daha olasıdır.

Üstel düşünme biçimini pratik ederken nasıl plan yaptığınızın ayrıntıları değil -bunu nasıl yapacağınızı zaten biliyorsunuz- planınızın (her ne ise) zamanlamasını daha iyi yapmak önemlidir.

Esasında Kurzweil’in ivmelenen çıktılar kanunu pratik durumlardan ortaya çıkmıştır.

Kurzweil, the Singularity Is Near adlı kitabında şöyle yazar: “1970’lerde bir mucit olarak fark ettim ki, icatlarım, icatların piyasaya çıkacağı zamanın teknolojileri ve piyasa güçleri bakımından anlamlı olmalıydı, çünkü o zamanki dünya, icatların tasarlandığı zamankinden epey farklı olacaktı.”

Biraz pratik yaparak ve sezgisel, doğrusal beklentilerimizin farkına varıp onları üstel bir geleceğe göre uyarlayarak hepimiz daha iyi planlar yapabiliriz.

Üstel düşünmeyi öğrenmek neden değerlidir?

Üstel düşünme yalnızca ilginç bir kavram değildir; doğrusal beyinlerimiz başımızı gerçekten belaya sokabilir.

Doğrusal düşünme, şirketlerin, devletlerin ve bireylerin üstel büyüme karşısında gözlerinde at gözlüğüyle kalakalmasına yol açar. Büyük firmalar yeni rakipler tarafından bozguna uğratılır; devletler mevzuatı güncel tutmakta zorlanır; hepimiz geleceğimizin kontrolden çıktığından endişeleniriz.

Üstel düşünme bu yıkıcı stresi kısmen azaltarak yeni fırsatları açığa çıkarır. Hızlanan tempoya göre plan yapmayı öğrenirsek, bir paradigmadan bir diğerine geçişimiz kolaylaşır. Böylece geleceği kendimizden emin bir biçimde karşılayabiliriz.

 

 


To learn more about the exponential pace of technology and Ray Kurzweil’s predictions, read his 2001 essay The Law of Accelerating Returns” and his book, The Singularity Is Near.

Image Credit: Depositphotos

Çeviri: Success Programme

Alison E. Berman Alison E. Berman

Alison tells the stories of purpose-driven leaders and is fascinated by various intersections of technology and society. When not keeping a finger on the pulse of all things Singularity University, you'll likely find Alison in the woods sipping coffee and reading philosophy (new book recommendations are welcome).