Aidiyet kendinizin ötesinde bir şeye ait olma duygusudur. Aidiyet, çalışan bağlılığının anahtarıdır. Çalıştığımız kuruluş ile, çalışma arkadaşlarımız ile,  yaptığımız iş ile ve tabiki kuruluşun sahip olduğu misyon ve değerler ile kendi değerlerimiz arasında bir bağ kurmak ve çeşitli seviyelerde aidiyet hissetmek isteriz. İşimiz ve çalıştığımız kuruluş, aslında kim olduğumuzun birer parçasıdır. Bu bakımdan işimiz, yaptığımız işten çok daha fazlasıdır.  

Çalışanlar yaptıkları işte aidiyet bulduklarında, yeni fikirler üretmeye, sorunlara kalıcı çözümler bulmaya, müşterileri önemsemeye başlarlar ve kuruluşun çıkarlarını en az kendi çıkarları kadar öncelikli tutarak hareket ederler. Çalıştıkları yerle ve işleri ile gurur duyar ve bu deneyimlerini diğerleriyle rahatlıkla paylaşırlar.

Kendilerini işlerine tamamen verirler. Çalışanlar, kuruluşun elçisi olurlar, kendilerini kuruluşun bir parçası olarak görürler ve dolayısıyla diğer insanlar da kuruluşu çalışanların gözünden algılamaya başlarlar. Liderler de, çalışanların kuruluşun sadece bir parçası olmakla kalmayıp marka elçisi olduklarını bilirler.

İŞ YERİNDE AİDİYET NEDEN ÖNEMLİ?

Aidiyet, çalışan bağlılığı modelimiz ENGAGEMENT MAGIC® 'ın aşağıda gördüğünüz faktörleri arasında nispeten daha az önemsenir. İşimizin anlamını, etkisini, gelişime katkısını genellikle düşünürüz ama aidiyeti pek düşünmeyiz. Kuruluş ile bir aidiyet ilişkim var mı? Kuruluşun benimle bir aidiyet ilişkisi var mı? Bu soruları kendimize çok sık sormayız.

MAGIC

İşinizde güvendiğiniz bir yol göstericinizin veya dert ortağınızın olması bence aidiyetin özüdür. Gün içerisinde işyerinde 8-10 saat geçirip bu süre içinde kişisel veya sosyal olarak kimseyle veya kuruluşla bağlantıda olduğunu ya da oraya ait olduğunu hissetmemek kadar bir insanı ıssızlaştıran ve yalnızlaştıran bir şey yoktur.

Depositphotos_206775878_l-2015

İŞ YERİNDE BİR DERT ORTAĞINIZIN OLMASI NEDEN ÖNEMLİ?

İş yerinde yakın bir arkadaşınızın olması önemli midir? Bazılarınız hayır diyecektir, fakat bence güvenebileceğiniz ve aidiyet ilişkisi kurabileceğiniz bir ya da bir kaç kişinin olması çok önemlidir. Kendimden örnek verirsem; ben içe dönük bir yapıya sahibim fakat her ne kadar içe dönüklüğü tercih eden biri olsam da işyerinde yakın hissettiğim ve güvendiğim birilerinin olması beni geliştirir. Çalıştığım şirketlerden birinde, çalışma arkadaşlarımdan birisiyle güçlü bir arkadaşlık kurmuştuk. Her ikimiz de benzer yaşlarda ve benzer süreçlerden geçiyorduk. O sıralarda şirketin önünde aşılması gereken bir sürü zorluk vardı çünkü global kararlar organizasyonu sürdürülebilir bir yapıya dönüştürmekten ziyade kısa vadeli taktiklerle yönetmeye zemin hazırıyordu ve bunun sonucunda tüm ekipler çok yıpranıyordu.

Hızlı değişimler ve belirsizlikler özellikle aramıza yeni katılanları endişelendiriyordu. Bu zor süreçlerden geçerken, birkaç masa ötede bir dert ortağınızın olması iyi bir şeydi. Birlikte öğle yemeğine çıkar, fikirlerimizi ve karşılaştığımız zorluklarla nasıl başa çıkabileceğimizi paylaşırdık. Gece geç saatte telefon açıp, ‘’aklıma bir şey geldi, buna sen ne dersin’’ diye sormak anormal bir durum değildi. Her ikimiz de işimizi kaybetme korkusuna yenilmemiştik, şirketin hedeflerini yakalaması için yapılacaklar hakkında rahatça konuşabiliyorduk. Şirkete duyduğumuz aidiyet de bu işyerini kendi şirketimiz gibi sahiplenmemize neden oluyordu. Kişisel kaygılar ve kariyer planları ilk önceliğimiz değildi. Elbette buna benzer bir bağlılık ve aidiyet duygusunu yakalayabildiğim başka kişilerde oldu ve bu aidiyet ilişkisi kesinlikle çok önemliydi.

Eğer bu deneyimimi çalıştığım farklı bir şirketle karşılaştırırsam, orada biraz daha farklı bir kültür hakimdi. Çalışanların büyük çoğunluğu sanki geçici olarak orada çalışan kişilermiş gibi bir ruh halindeydi. Ortamda bir hancı yolcu durumu söz konusuydu. Eleman dönüşüm oranı çok yüksekti. Şirketi birkaç kritik kişi sırtında taşıyordu. Sahiplenme  şirketin genelinde oldukça düşüktü. “Acaba bu konuyu kiminle konuşsam?” diye kendime sorardım ancak doğru kişinin kim olduğundan emin olamadığım için konuşmazdım. Diğer deneyimlerimle kıyaslayınca bu şirkette bir aidiyet ilişkisi kurmak daha zordu. Demek istediğim şey mutlaka iş yerinde yakın arkadaşınızın olması veya devamlı sosyal olup iş çıkışı partilere katılmanız değil. Bana göre, iş yerinde sohbet edebileceğiniz güvendiğiniz birilerinin olması oldukça önemli.

DEĞERLER VE AİDİYET

RMP-RaporYıllar içerisindeki tüm tecrübelerimiz bize gösterdiki çalışan bağlılığı konusunda hem işverenin hem çalışanların eşit sorumluluğu var. Sorumluluğun yarısı kuruluşun, diğer yarısıysa çalışanındır. Kuruluş, çalışanlara kendi değerlerini net bir biçimde açıklayarak onlara bu değerlerle bağlantı kurma ve uyum içerisinde olma fırsatı vermelidir. Ama en önemlisi, şirketin ve liderlerin bu değerleri öncelikle kendisinin sergilemesi ve rol model olmasıdır.

Çalıştığım şirketlerden birinde yıllar içinde şunu fark ettim, şirketin değerleri ve benim en önem verdiğim bazı değerlerim arasında uyumsuzluk vardı. Açık söylemem gerekirse bu kopukluğu anlamak kolay bir şey değildir. Bazen yıllar geçer anlayamaz o şirketten emekli bile olabilirsiniz.  Çoğu insan onu rahatsız eden bir şeyler olduğunu fark eder ancak bunun asıl nedenini tanımlayamaz. Oysa kendi değer ve motivasyonlarınızı netleştirirseniz, akabinde şirketin ve özellikle bire bir çalıştığınız kişilerin değer ve motivasyonlarını iyi anlarsanız, işte aradaki fark sizin huzursuzluğunuzun nedenini gösterir.

Ben de benzer bir değerlendirmeyi yaptım ve bu da zaman içerisinde çalıştığım şirketin artık bana uygun olmadığını farketmemi sağladı. Ayrılma kararım duygusallıkla verilmiş bir karar değildi, aksine oldukça ferahlatıcı bir karardı. Ve zamanla fark ettim ki şirketin değerleri ile aranızda bir uyumsuzluk varsa, şirketin değerleri ile arasında uyumsuzluk olmayan çalışma arkadaşlarınız ile bir aidiyet oluşturmak da mümkün değil. Bu, o şirkette çalışan diğer kişilerin yanlış değerlere sahip olduğu anlamına gelmez, sadece kendi hayat tercihleriniz ile diğerlerinin hayat tercihleri arasında fark olduğu anlamına gelir. Ancak bu durum sizin kendinizi ait olmadığınız bir yerde hissetmenize neden olur.

Konuya şirket değerleri açısından bakarsak, çalışanlar ilk olarak kendi değerlerine ve bu değerlerin şirketin sunduğu değerler ile örtüşüp örtüşmediğine bakmalılar. Çalışanların orada kalmayı istemesini sağlayabilmek için bu önemli bir zemindir. Şirket içerisinde kendi değerlerine yakın kişiler ile aidiyet ilişkisi kurmak o şirkette kaldığınız süre içerisinde çok önemlidir ancak şirket değerleri ile aranızda uyumsuzluk varsa, sadece kendi değerlerinize yakın bir iki yakın arkadaşınızın olması o şirkette kalmanıza yardımcı olmaz, sadece orada kalma sürenizi bir miktar uzatır.

KİŞİLİK ÖZELLİKLERİNİZ VE ŞİRKET KÜLTÜRÜNÜN BİRBİRİ İLE UYUMU 

Kişilerin yaptığı iş ile aralarındaki uygunluk hakkında sıklıkla konuşuruz. Aidiyet açısından bu uyum oldukça kritiktir. Kendinize sormanız gereken anahtar soru “evet ben gerçekten bu şirkete aitim ve şirketim de beni kendine ait görüyor’’ dedirtecek, bütün benliğimi işe taşımama imkan tanıyacak bir kültür bu şirkette var mı? Ve ben bu kültüre değerlerim açısından da uygun muyum? sorusudur.

Her ne kadar içe dönük olsam da, tüm gün tek başıma çalışmam mümkün değil. Sosyalleşmek için olmasa da düşünsel bir bağ kurmak için insanlarla konuşma ihtiyacı hissederim. Birileriyle fikir paylaşımına ihtiyaç duyarım. Bu tarz bir aidiyet ilişkisine sahip olmak çok değerlidir. Neticede: “O günün sonunda birine yardımcı oldum veya biri bana fikren yardımcı oldu.” diyorsam, bu insanlarla aramda yakın bir bağ ve aidiyet kurmamı sağlar. Şirkette içe veya dışa dönük bir kültürün ön planda olmasından bağımsız olarak her zaman aidiyet ilişkisi kurmanızı sağlayan etkileşimler olur. Bu aidiyet ilişkileri, yöneticinizle, çalışma arkadaşlarınızla yeni fikirler üretirken, sorun çözerken veya birine zorlandığı bir konuda yardım ederek kurulabilir. Şirket kültürünün kişilik yapınızdan farklı olması, bağ kurmanıza engel değildir; yapmanız gereken bu ilişkilendirmeyi nasıl yapacağınızı öğrenmektir.

 GİTSEM Mİ? KALSAM MI?

Şirket değiştirmeyi düşünüyorsanız unutmayın ki iş arkadaşlarınızdan ayrılmak zor olabilir. İş yerinde “arkadaşım” dediğiniz birileri varsa, işten ayrılacağımız zaman duygusallaşırız ki bu da iş yerinde aidiyet ilişkisi kurduğumuzun bir göstergesidir. MAGIC Çalışan Bağlılığı Eğitimlerimizde ''Buradan ayrılırsanız en çok neyi özlersiniz?'' diye sorarız ve büyük çoğunluk ''arkadaşlarım'' der ancak aidiyet sadece arkadaşlar ile değil, yöneticiniz ile, şirketin markası ile müşterileriniz ile ve hatta ürünleriniz ile aranızda oluşabilir.  Aidiyet ilişkisi kurmak zaman alır ancak bir defa kurulduysa iş hayatının zorlukları arasında zor nefes aldığınız anlarda size oksijen tüpü gibi gelir.

Hepinizi aidiyet ilişkisi kurmanın gücünü ve MAGIC'ın diğer faktörleriyle beraber sahip olduğu değerileri hatırlamaya davet ediyorum.

 

ENGAGEMENT MAGIC Çalışan Bağlılığı Modelinin Diğer Anahtarları İle İlgili Makaleler

ANLAM : İşinde Anlam Bulmak

OTONOMİ: Otonomi Vermek Çalışanlara Ne Sağlar

GELİŞİM: Gelişmek İçin Sınırları Zorlamak

ETKİ: İşinin Sonucuna Nasıl Etki Ediyorsun

Aykan Rasitoglu, MBA, Kurucu Ortak Aykan Rasitoglu, MBA, Kurucu Ortak

Bilgisayar Mühendisliği ve Yüksek Lisans eğitimi ile birlikte 15 yılı aşkın süre yerel ve çok uluslu teknoloji şirketlerinde önce bireysel sonrasında yöneticilik rollerinde bulundu. Teknolojinin gelecekte müşteri ve çalışan davranışlarının kökten değişeceğini ve şirketlerin bu noktada zorlanacağını uzun yıllar önce farkederek mevcut deneyim ve eğitimi üzerine yatırımını bu alana yaptı ve akabinde Success Program'ı kurdu. Yaklaşık 5 yıldır bu büyük dijital dönüşüme adapte olmaya çalışan firmaların CEO, CHRO, HR, Satış ve Pazarlama liderlerine yeni zihin, araçlar ve beceriler kazandırarak organizasyonların dengeli şekilde büyümelerine yardımcı olmakta ve danışmanlık vermekte.