The Success Programme Blog

Saygıdeğer Olmayan Bir Yöneticiye Saygı Duyulabilir Mi?

Written by Bahar Sen, Kurucu Ortak | 08.Nis.2019 19:08:34

Sevgili Bahar,

Daha önce “Yönetici, eğer o kişiyle birlikteyken kendini güvende hissederse, karşısındaki kişiyi dinler” diye yazmıştın. Ayrıca iletişimde güvenli ortam oluşturmanın koşullarından birinin, yöneticinin kendisine saygı duyulduğunu hissetmesidir demiştin.

Benim sorunum şu: Yöneticime saygı DUYMUYORUM. Saygı duyuyor taklidi mi yapmalıyım?

İmza,
Budalayla Çalışan

Sevgili Budalayla Çalışan,

Derin bir soru soruyorsun ve bu soruya gereken saygıyla eğileceğim. Yöneticin ile aranda güvenli bir ortam yaratamamanın önündeki engelin ona saygı duymamandan kaynaklı olduğunu anlıyorum. Ancak dikkat etmen gereken nokta şu, yöneticine saygı duymamanın sebebi onunla ilgili olmaktan daha çok seninle ilgili olabilir.

Saygı sandığımızdan çok daha kaygan bir şeydir. “Yöneticime saygı duymuyorum” ifadesinde bulundun. Bunu söylediğinde, kulağa sanki ona saygı duymamanı'' somut bir gerçeğe dayandırıyormuşsun gibi geliyor. Yani bu saygı duymayışın, sanki onun özelliklerinin (mesela dürüst olmayışının) ya da davranışlarının (mesela toplantılarda insanları dinlememesinin) çok doğal sonucuymuş ve bu da senin kontrolünün dışındaymış gibi. Bu bir yanlış.

İlke şu: Bir insana toptan saygı duymamak imkansızdır. Bir başkasına karşı iğrenmeyi sürdürmenin tek yolu, aklında sadece onun hatalarını tutmaktır, yani o kişinin bunları telafi edecek özelliklerini görmeyi ısrarla reddetmektir. Hakkında bir şeyler uydurduğumuz kişiyi zihnimizde karikatürize ederek aşağılamak kolaydır. Ama bunu uyduranın sen olduğuna lütfen dikkat et. Bunu, diğer kişinin esas hikayesini, iyi günlerini ve erdemlerini yok sayarak ve onun kusurlarına, kötü tercihlerine ve zayıflıklarına takılarak yaparsınız.

Altı ay önce bir savcının anılarını okurken hikayesinde yıllarca mücadele ettiği bir suçluya karşı olan bakış açısında dikkate değer bir değişim olduğunu anlatıyordu . Savcıya  bu yazımda Ömer diyeceğim – Ömer uzun süre bir ilçede çalışmış bir savcı.  Bir gün, Ömer’in masasına onu gülümseten yeni bir dosya gelir. Bu dosya, otuz beş yaşında daha önce sabıkası olan Cemil’in dosyasıdır. Ömer, savcılık yaptığı yıllar boyunca onu defalarca hapse atma “şerefine” nail olmuştur. Bundan özellikle keyif almaktadır, çünkü bu kişi (Cemil ) ile ilk tanıştığı zamanda (bundan on yedi yıl önce) ona saldırmıştır. Ömer o zamanlar bir polis memurudur. Cemil, Ömer ile bir kovalama sırasında adrenalin ve alkolün etkisindeyken ona yani bir polis memuruna bıçak ile saldırmıştır. Anılarında, “O gün elimi silahıma götürdüğümde ben de çok korkmuştum. ‘Onu öldürmek zorunda kalabilirim ’ düşüncesi zihnimdeydi” demişti. Ömer, Cemil’i unutmadı. Savcı olduktan sonra, fırsatı olduğunda onu içeri tıkmak için elinden geleni yaptı. Cemil de buna yardımcı oldu. 18 ile 35 yaş arasındayken on üç yılını hapiste ve cezaevlerinde geçirmişti. Ömer, Cemil’in “ciğeri beş para etmez” yani umutsuz bir azılı suçlu olduğunu düşünüyordu. Cemil'in de kendisini sürekli içeri tıkan bir savcı hakkında olumlu şeyler düşünmediği kesindi. 

Tüm bunlar, bir gün, Ömer'in cezaevinde Cemil  ile yaptığı  bir konuşma sonrasında değişti. Cemil, hayat kadını olan annesi ile olan hayatını anlattı. Annesinin müşterileri tarafından istismara uğradığını ve dövüldüğünü akabinde sığınmak için  bir çeteye katıldığını anlattı. Acıyan zihnini uyuşturmak için uyuşturucular kullandığını anlattı. Hayatta kalma becerisi olarak şiddeti kullandığını anlattı. Dönüştüğü insan için kendinden tiksinmesini ve hissettiği derin utancı itiraf etti. Ömer bu konuşmadan etkilenmişti. O da kendi açısından, Ömer’in on yedi yıl önceki saldırısının onda yarattığı kızgınlık ve etkiyi itiraf etti. Yıllar boyunca Cemil’in kurbanlarının ifadelerini ve onların haklarını savunmak adına duyduğu zorunluluk hissini  anlattı.

Ömer cezaevinden ayrılıp ofisine döndüğünde artık kafasında Cemil hakkında tokat etkisi yaratan yeni bir bakış açısı vardı – eskisine göre daha ‘’tam’’ olan bir bakış açısı. Her ne kadar kahvede oturup birlikte kağıt oynamayacak olsalar da, ve her ne kadar Cemil çeşitli suçlar işlemiş olsa da, 17 yıl önce kendisine saldırdığından dolayı ona karşı olan kinini sürdürmesine sebep olan basit bakış açısını yok ederek, bu suçlu hakkında ‘’yeni’’ bir bakış açısı kazanmıştı.

Şimdi senin soruna dönelim. Saygı duymadığın birine saygı duyabilir misin? Evet! Ancak saygı duymayışının sana ait bir durum olduğu gerçeğini kabullenmeden bu gerçekleşemez. Diğer kişi hakkında zihninde oluşturduğun hikayeyi kafanda devam ettirerek ancak saygı duymamaya devam edersin.

Açık konuşayım. Yöneticinin dürüst olmayışına, kabiliyetsizliğine, kabalığına ya da senin durumunda geçerli olan sorunlar ne ise bunları kabul etmen ya da hazmetmen gerektiğini söylemiyorum. Söylemek istediğim tek şey, sorunun sana ait olan kısmını sahiplenmedikçe ve kafanda çözmedikçe durum ile ilgili sağlıklı bir harekette bulunacak konumda olmazsın. Yöneticininin de belirli açılardan medeniliğe ve saygıya layık bir insan olduğunu  görebildikten sonra, tepkili davranmaktan ziyade nasıl hareket etmen gerektiği konusunda doğru seçimi yapabileceksin. Sonrasında ise, kendi ihtiyaçların için nasıl sorumluluk alacağına daha kolay karar verebilirsin. 

Burada iki seçeneğin var:

Sınırlarını belirle. Yöneticinin bariz hatalarını gözden geçirebilmesi adına bir yol bulmak için onunla bir Kritik Konuşma yapabilirsin. Senin onunla olumlu şekilde çalışmanı sağlayacak sınırları nasıl belirleyeceğine dair önce karar ver. Hatta yöneticinin daha iyi olabilmesi için ona tesir edecek şekilde davran.

Başarılı Kritik Konuşmalar Yapabilmek İçin

Yöneticini kov. Bir şeylerin daha iyi işler hale gelebilmesi için sınırları belirlemenin, senin ortaya koymak istediğinden daha fazla enerji gerektirdiğine karar verebilirsin. Bu tamamen sağlıklı bir karar olabilir. Ancak eğer “kafanda yazdığın hikayeyi aslına çevirdiysen”, ayrılma konusundaki kararın için yöneticini suçlamazsın. Ayrıldıktan sonra da yöneticini başkalarına kötülemek için enerji harcamazsın. Kararının sorumluluğunu alarak ve Yöneticini de kendin gibi hem güzellikleri hem de hataları olan bir insan evladı olarak görerek ayrılırsın. Bir Kötü Adam Hikayesi anlatmaktan vazgeçerek, sağlıklı bir hikaye anlatmaya geçtiğinde, tıpkı Cemil ve Ömer gibi, ahlaki kesinliğin, sabit fikirliliğin merak ile yer değiştirir ve de iğrentin merhamete dönüşür.

Diğer kişilerin zayıflıklarına karşı en anlayışlı olduğum zamanların, kendi zayıflıklarımın farkında olduğum zamanlar olduğunu biliyorum. Diğer kişilerin zayıflıklarından en çok tetiklendiğim ve tepki verdiğim zamanların ise, kendime karşı olan tepkimi bana yansıttıkları anlar olduğunu fark ediyorum.  Saygısızlık kaçınılmaz değildir. Kendimize anlattığımız hikaye ile sürdürdüğümüz bir kurgudur.

Sevgilerimle,

Bahar